Osmanlı’nın Son Döneminde Ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türk Modernleşme Sürecinde Antropoloji Çalışmaları Ve Türkçülük Hareketi

Öğrencimiz Ayşegül Aslıhan Hamşioğlu'nun Dönem Projesinin Özeti

 

 

Ayşegül Aslıhan HAMŞİOĞLU

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”

M. Kemal ATATÜRK

 

İnsanların biyolojik, fiziksel ve kültürel farklılıklarını araştıran bir sosyal bilim dalı olarak ortaya çıkan antropolojinin tarihsel gelişim sürecini çok eski çağlara kadar dayandırmak mümkündür. Gezdiği yerlerdeki insanların ve kültürlerin birbirlerinden farklı olmasını iklim ve coğrafi koşullardaki farklılığa bağlayan Herodot, mutlak bir gerçeğin olamayacağını, gerçeğin kültürel sınırlarla bağlantılı olduğunu öne sürmüştür. Bu yaklaşımı ile tarihin babası sayılan Herodot’un, Antropoloji biliminin kökenlerini de attığı söylenebilir (Münüsoğlu, 2010).

İbn-i Batuta, 1325-1354 yılları arasında yaptığı seyahatlerinin yer aldığı Seyahatname adlı eserinde gezdiği ülkelerin devlet yapılarına, geleneklerine ve inançlarına dair bilgiler vermiştir (Bostan, 2016). İbn-i Haldun, kültürel farklılıkları ekonomik şartlar, üretim, grup içi ilişkilerle açıklayarak tarihsel değişim ve iktidar gruplarına ilişkin açıklamalarını sosyal dayanışma ile açıklamış ve kendisinden çok sonra sosyolojinin önde gelen bilim adamlarından olan Emilé Durkheim’a öncülük etmiştir (Münüsoğlu, 2010).

Coğrafi keşiflerle birlikte Batı uygarlığı, dünyanın geri kalanıyla tanışmış, kendisi dışındakileri sömürgeleri olarak görmüştür. Antropolojinin on dokuzuncu yüzyılın sonuna doğru sosyal bilimler arasında yer alması, sömürgeciliğin başlaması ile olmuştur. Günümüzdeki anlamıyla bir disiplin haline gelmesine kadar olan süreçte Amerika, Fransa ve İngiltere’deki çalışmalar ön plana çıkmıştır (Münüsoğlu, 2010).

On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da başlayıp dünyaya yayılan ve özellikle bu yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşan milliyetçilik hareketlerinden en çok etkilenen imparatorluklardan biri de bünyesinde dil, din, etnisite bakımından pek çok farklı unsuru barındıran Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Bu gelişmelerin etkisiyle Osmanlı aydınları gerek siyasal ve toplumsal alanda gerekse on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda görülmeye başlayan antropolojik çalışmalarına kayıtsız kalmamış ve Osmanlı’da antropolojiye ilişkin çalışmalar on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nde vatan, dil ve kültür kavramları üzerinde şekillenen Türkçülük hareketi on dokuzuncu yüzyılın sonrasında gelişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu içindeki etnografya çalışmaları kültürel anlamda Tanzimat Fermanı sonrasında görülmeye başlamıştır. Antropoloji biliminin Türkiye’deki varlığı Cumhuriyetin ilk yıllarında 1923–1940 yılları arasında hissedilmeye başlanmış; bu dönemdeki ulus inşasında önemli bir rol oynamıştır[1].

Ahmet Refik Paşa’nın 1863 tarihli Hikmet-i Tarih isimli eseri Cumhuriyet öncesi antropolojik çalışmaların ilk örneklerindendir. Bu döneme ilişkin bir diğer önemli eser, Osman Bey’in dönemin ünlü etnoloğu Andreas David Mordtmann’ın ders notlarından hazırladığı İlm-i Ahvâl-i Akvam (1884) tarihli eseridir (Dinçarslan ve Güleç, 2016).

  1. Sami, 1880 yılında yazmış olduğu İnsan adlı eserinde insanın evrimini jeoloji bağlamında ele alırken, 1887 yılında yazdığı Yine İnsan’da Osmanlı literatüründe ilk kez biyolojiye yer vermiştir (Akın, 202; Toprak; 2013:51). Organik ve toplumsal evrimi iki bölüme ayırıp gelişimlerini paralel olarak inceleyen Edhem Necdet, Memduh Süleyman gibi isimlerde Batı’nın fikir dünyasındaki gelişmeleri Osmanlı aydınına tanıtmak için çabalamışlardır.

Beşir Fuad, Şemseddin Sami, Ebuzziya Tevfik gibi isimler, II. Meşrutiyet öncesi dönemin önde gelen fikir adamlarındandır. Özellikle Ebuzziya Tevfik’in kaleme aldığı; on dokuzuncu yüzyıl antropolojisinin temelini oluşturan çalışmaları dönemin önemli çalışmalarındandır.

Antropoloji, İkinci Meşrutiyet yıllarında daha geniş bir kitleye yayılma imkânı bulmuştur. Avanzade Mehmed Süleyman’ın 1916 yılında yayımlanan Ulum-ı Hafiyyeden Musavvar ve Mükemmel Kıyafetname adlı eseri Meşrutiyet yıllarında antropoloji ile ilgili yazılmış bir diğer önemli eserdir (Toprak, 2013:55)

Tanzimat sonrasında Osmanlı İmparatorluğunda sosyal ve beşeri bilimlerin eğitim alanında başlangıcı Mekteb-i Mülkiye ile olmuştur. Batı tarzı tarih, iktisat, coğrafya Mülkiye’de ders olarak okutulmuş; Mülkiye’nin yüksekokul oluşuyla birlikte müfredata “antropoloji” eklenmiştir. 1908–1909 ders yılında Mekteb-i Mülkiye Etnografya Muallimi Satı Bey ders notlarını önce taşbaskı olarak basmış; ardından bu ders notlarını resimlerle süsleyerek Etnografya İlm-i Akvam başlığı altında yeniden yayımlamış ve Mülkiye’deki antropoloji dersinin ana kaynağı olmuştur (Toprak; 2013:57).

İttihat ve Terakki dönemi, Osmanlı’daki ulus söyleminin en güçlü karşılığının alındığı, ulus-devlet yapılanmasının sosyal bütünlük içinde kendini gösterdiği bir dönemdir. Türklük, bu dönemde devlet yapılanmasının temel bir öğesi olmuştur.

1911 yılında yayın hayatına başlayan Türk Yurdu Dergisi ile Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Ahmet Agayef (Ağaoğlu), Yusuf Akçura gibi Türklük hareketinin önde gelen isimleri, yazıları ile halka Türkçülük şuuru aşılamaya çalışmıştır. Bu yazılardan yola çıkılarak Cumhuriyet döneminde hız kazanan antropoloji çalışmaları, Türk milliyetçiliğinin tarihsel oluşumunu, gelişimini, ırk ve ırka dayalı örüntülerin varlığını ortaya koyarken, öte yandan bunların milli kimliğin oluşma sürecinde ne kadar etkili olduğunun anlaşılmasına katkı sağlamıştır.

Kültürel alanda başlayan Türkçülük akımı yirminci yüzyılın başlarında özellikle Orta ve Doğu Avrupa’da Balkanları etkileyen ulusçuluk ideolojisinin de etkisiyle siyasallaşmıştır. 1923–1930 yılları arasında Cumhuriyet kadroları, ulusal egemenliğin sağlanması ve hem ulusal hem de uluslararası camiada benimsetilmesi ile iktisadi buhrandan çıkma çabalarına yoğunlaşmıştır. 1930 yılından sonra Cumhuriyet ideolojisinin yeni bir kimlik olarak oturtulması ve yurdun en ücra köşelerine kadar benimsetilmesi çalışmaları başlamıştır (Aydın, 1993:227)

Türkiye Cumhuriyeti’nde antropoloji çalışmaları, Atatürk’ün emriyle İstanbul Darülfünun Tıp Fakültesi bünyesinde, 1925 yılında kurulan Türk Antropoloji Tetkikat Merkezi ile başlamıştır. Merkezin amacı, Türk milletinin Kemalist Devrimle gerçekleştirdiği atılımın bilimsel kanıtlarını ortaya koymak ve üstünlüğünü araştırıp tanıtmak olarak belirlenmiştir (Demirel, 2011).

Daha sonra adı Türk Antropoloji Enstitüsü olarak değiştirilen Türk Antropoloji Tetkikat Merkezi, 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne taşınmıştır. Şevket Aziz Kansu (Paris Antropoloji Okulu), Seniha Tunakan (Berlin Üniversitesi), Afet İnan (Cenevre Üniversitesi), Muzaffer Şenyürek (Harvard Üniversitesi) gibi akademisyenler Batı Avrupa ve Amerika’da eğitime gönderilir (Gültekin, 2015). Yurtdışı eğitime gönderilen bu bilim insanları ile birlikte pek çok bilim insanı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bilimsel gelişmelere ve akademiye önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Türkiye’de Tek-Parti döneminin sona ermesi ve çok-partili hayata geçilmesiyle birlikte, ırk kavramının önemini kaybettiği koşullarda antropolojik çalışmalar önemini yitirmiş ve verilen tüm desteklerden mahrum kalmıştır. Savaş sonrası dönemde (1946) Ankara Üniversitesi Rektörü, Atatürk’ün bizzat eğitime gönderdiği akademisyenlerden olan Şevket Aziz Kansu komünistlik ile itham edilerek görevden alınmıştır (Gültekin, 2015). Aynı dönemde benzer nedenlerle Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyelerinden olan Niyazi Berkes, Behice Boran, Pertev Naili Boratav gibi dönemin en önemli sosyal antropologları üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu gelişmeler Türk antropolojisinin gelişimini önemli ölçüde sekteye uğratmıştır.

Modernleşmeci bilimsellik, gerek geç Osmanlı entelektüel akımlarında gerekse yeni Cumhuriyetin politikaları içerisinde özel bir yer edinmiştir. Fikirlerin veya politikanın güvencesi, yolun doğruluğu ve haklılığın maddi zemini bu bilimsel alanı sağlamıştır. Antropoloji ise Türk ulusunun oluşumunda ve Türklüğün bilimsel kanıtlarının bulunması ve dünyaya bilimsel veriler ışığında tanıtılmasında etkin bir rol oynamıştır.

 

KAYNAKÇA

Akın, Galip (2002). Avrupa ve Osmanlı İmparatorluğunda İlk Antropolojik Çalışmalar, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesi Dergisi, 42,1-2,9-21

Aydın, Suavi (1993). Modernleşme ve Milliyetçilik. İstanbul: Gündoğan

Bostan, Hakan (2016). Antropoloji, Kültür ve Güvenlik. Güvenlik Bilimleri Dergisi, 5(2), 1-31

Demirel, Fatma Arzu (2011) Türkiye Antropolojisinin Tarihçesi ve Gelişimi Üzerine. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 3, 128-134.

Dinçarslan, İ., Güleç E. (2016). Avan-zade Mehmed Süleyman ve Osmanlılarda İlk Fizik Antropoloji Çalışmaları. Journal of Human Sciences V. 13, 3, 4020-4047.

Gültekin, Ahmet Kerim (2015). Cumhuriyetin Kuruluş Dönemi Açısından Antropoloji ve Irkçılık Tartışmaları Hakkında Görüşler. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 55, 1, s. 91–111.

Münüsoğlu, Hasan (2010). Türkiye’de Antropolojinin Kurulma ve Kurumsallaşma Sorunlarına Tarihsel Bir Yaklaşım: DTCF Örneği. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.

Özbudun, Sibel (2017). “Ötekisiz” Bir Antropoloji mi? Başlangıcından 1980’e Türkiye’de Antropolojinin Serüveni https://dunyadanceviri.wordpress.com/2017/03/15/otekisiz-bir-antropoloji-mi-baslangicindan-1980e-turkiyede-antropolojinin-seruveni-sibel-ozbudun/

Toprak, Zafer (2013). Türkiye’de Popülizm 1908-1923. İstanbul: Doğan Kitap.

 

 

 

[1] Türk sosyal bilimlerinin biçimlenişi, 1920-1940 ve 1940-1980 yıllarını içine alacak şekilde iki dönemde incelenebilir: 1920-1940 yılları arasındaki dönem ulus inşası dönemidir. Bu dönemde sosyal bilimlerin iki önemli hedefi vardır: halkı cumhuriyet idealleriyle biçimlendirmek ve aydını yerelleştirmek. Bu dönemde antropoloji sadece fiziki antropoloji olarak düşünülmüştür. 1940’lar sonraki dönemde Türk sosyal bilimlerinde “kalkınmacılık” anlayışı benimsenmiştir. Sosyal bilimciler ülkeyi “çağdaş uygarlık seviyesi”ne çıkarmada, özellikle kırsal kalkınmanın gerçekleşmesinde kendilerine önemli bir pay biçmektedir (Özbudun, 2017).